Ana içeriğe atla

her bir kadın (bir sıfata ayrı olmanın yakışmadığı durumlar)

-siktir git bi çay koy, bi de bakkaldan zeytin, ne bileyim ekmek filan al. karnım acıktı.
unutulacak muhabbetler yapmıyoruz burda. yıllar sonra dönüp de, 'hatırlıyor musun?' demek istemiyorum, çoktan dönüşmüşken hastane içinden hastane beğenen iki ihtiyara.
o yüzden siktir git dedim yoksa; sana yöneltilen 2.tekil şahıs ekini, çay kelimesini ve 'siktir git' cümlesini üçleme yapıp sunmazdım amk yerinde.
herkes haddini bilecek. ulan adnan şenses de ölmüş zaten, hayır biz n'apıyoruz burda.
çocukken uzun yollarda kasetlerini ailecek dinlediğimiz adamdı be. unutulacak şarkılar yapmamıştı şimdi, allahı var. her ne kadar engel olmamışsa da bazı kara çatallara ve bıçaklara, fena da değildi aramız. üzüldüm.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kreuzberg´den gece notları

  “Their flat would rarely be tidy, but its very untidiness would be its greatest charm. They would hardly bother themselves with it: they would live in it. The comfort of their surroundings would seem to them to be an established fact, a datum, a state of their nature. Their attention would be elsewhere: on the book they would open, on the text they would draft, on the record they would listen to, on their dialogue engaged afresh each day. They would work for a long while. Then they would dine, or go out for dinner; they would see old friends; they would walk together. Sometimes it would seem to them that a whole life would be led harmoniously between these book-lined walls, amongst these objects so perfectly domesticated that they would have ended up believing these bright, soft, simple and beautiful things had only ever been made for their sole use. But they wouldn't feel enslaved by them: on some days, they would go off on a chance adventure. No plan seemed impossible to them. ...

bkz. bakunin'den lacan'a

*** "Seattle' da, Mayıs 1968 Paris ayaklanmalarından bu yana benzeri görülmemiş küresel önemde radikal bir siyasal olayla, şaşkınlık ve heyecan içinde karşı karşıya geldik. *** Üstelik, bugün siyasal hayatın daimi parametlerini oluşturan yeni 'güvenlik' paradigmasının sonucu olarak, devlet egemenliğinin saldırganca yeniden hakim kılındığını ve genişletildiğini gördük - gözaltında tutulma süresi ve denetimler benzeri görülmemiş ölçülere vardı, zalim 'anti-terör' yasaları çıktı, yurttaşlık hakları günbegün kısıtlandı ve terör zanlılarının yargılanmaksızın sürekli olarak gözaltında tutulması gibi 'istisnai' tedbirlere başvuruldu. Devletin bir tür nöbet geçirmesine şahit oluyoruz, 'teröre karşı savaş' adı altında, devlet artık kendi halkına karşı bir iç savaş sürdürüyor. *** Kitap, XIX. yüzyılda Marx ile anarşistler arasında geçen tartışmalardan çağdaş postyapısalcı ve post-Marksist teoriye kadar radikal siyasi düşüncede iktidarın ...
Kahve fallarının karasından, denizlerin endamlı gemilerinin beyazına varan hülyalara aldanarak kendimize ettiğimiz kötülüğün farkına varamadık, gülüşümüze inandık. Simsiyah gökyüzünü kırptığımızı zannetik, güneşe tırmananlara gıptayla baktık. Pastel boyalarımızla zımpara kağıtlarına resimler işlerken, pek neşeli boyaların boylarını parmaklarımızda eskittik. Saadetimizi bastıran sükutun nereden geldiğini sezemedik. Hapazladığımız mutluluğun aslına hiç erişemedik. Sabahları ve bazen akşamları saatleri daha kolay zaptedebilmek için içimize akıttığımız kahvelerin telvelerinden inşa ettiğimiz hanelerimiz, hatırlardan ve hatıralardan mütevellit başımıza çöktü. Karıştığımıza, bir olduğumuza inandığımız yürekleri öyle bir ıslattık ki, çamaşır iplerine serdik onları kurusunlar diye. Dönüyor aman dünya, aman dönüyor alem diye diye yitirdik kendimizi. Zamanın ruhu genç bir kadının etamin işlemesi gibi işledi bir yazgımızı, müşterek kıyametimizi üzerimize. Nice canları kaybettik kemiksiz bayraklar...