Ana içeriğe atla

karanlıkta koşanlar düşer

*takip et, kaç
takip et kaç,
takip, et kaç

*günlerdir lisede yaşıyoruz.

*-"Turkish flag is also in his pocket...If you're martyred they will clothe you with the flag inşallah (if Allah allows). He is ready for everything, is not he?"

*-İhsan sen misin?
-Hayır, ben değilim. Bu gelen Rauf Denktaş. Kendisinin Kıprıs sorunuyla ilgili Klerides'le randevusu var.
-İhsan gene kavgaya başlama.

*03.11.2018
Bu sonbaharın en hüzünlü günü.

*YEMEK TARİFLERİ
Zahter Salatası (Kekik Salatası) İçin Malzemeler :
30 gr zahter (kekik)
3 tutam maydanoz.
1 dal taze soğan.
1 diş sarımsak.
1/2 tatlı kaşığı pul biber.
Nar ekşisi.
4 yemek kaşığı zeytinyağı
Tuz.
***
YARIN YAP
Amerikalıların bildiği şekliyle un-yumurta karışımı bir harca batırıldıktan sonra acılı-sarmısaklı bir sos ile sote edilen ve brokoli ile servis edilen bu yemek...General Tso Chicken

*Ne gün?
Şiir uğraşımda Günel Fotokopi ve Yurtiçi kargonun yeri bugün bir kez daha anlam kazandı.

MÜZİK
https://soundcloud.com/nick_murphy/cigarettes-and-chocolate
https://eksisozluk.com/90li-yillarin-unutulan-pop-sarkicilari--5573505?a=popular&p=4
ben bir komünistim soundcloud şiir remix
Belgesel: İzmir Deniz Çocukları, Generation Weatlth

*KOMİKLİKLER
-Girl r u kabe, because you're filled with muslims

*Fare deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna kabak bağlamış.

*"Bir Fransız çavuşu kisvesi içinde bneim arkadaşım...ta kendisi, ta kendisi... o da beni tanıdı, zannederim, çünkü ikimiz birden aynı hayret nidasını salıverdik 'A!' Onun elinde göğsüme doğru uzanan bir süngü, benim elimde onun başına çevrilmiş bir tabanca vardı, bir an içinde bu süngü benim göğsüme dayandı ve benim tabancam üst üste, üç el, onun başına boşandı ve genç Fransız çavuşu acı bir sayha ile sırt üstü yere yuvarlandı. İşte efendim, bu yuvarlanış bende bir şeyin, mühim bir şeyin, adeta bir âlemin doğuşu oldu. Bu acaip ve müthiş vakadan beri mevcudiyetimde yeni doğmuş nurani bir varlık taşıyorum; ruhum bu varlıkla kamaşmış bir haldedir. Öyle düşünüyorum ki ben asker olmasaydım, harbe gitmeseydim ve hayatımın bu acayip ve müthiş anını yaşamasaydım, asıl benliğimi ömrümün sonuna kadar bağrımın üstünde bir yığın halinde taşıyıp gidecektim. Kim bilir, etrafımızda böyle ne kadar bedbaht kimseler var."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kreuzberg´den gece notları

  “Their flat would rarely be tidy, but its very untidiness would be its greatest charm. They would hardly bother themselves with it: they would live in it. The comfort of their surroundings would seem to them to be an established fact, a datum, a state of their nature. Their attention would be elsewhere: on the book they would open, on the text they would draft, on the record they would listen to, on their dialogue engaged afresh each day. They would work for a long while. Then they would dine, or go out for dinner; they would see old friends; they would walk together. Sometimes it would seem to them that a whole life would be led harmoniously between these book-lined walls, amongst these objects so perfectly domesticated that they would have ended up believing these bright, soft, simple and beautiful things had only ever been made for their sole use. But they wouldn't feel enslaved by them: on some days, they would go off on a chance adventure. No plan seemed impossible to them. ...
Kahve fallarının karasından, denizlerin endamlı gemilerinin beyazına varan hülyalara aldanarak kendimize ettiğimiz kötülüğün farkına varamadık, gülüşümüze inandık. Simsiyah gökyüzünü kırptığımızı zannetik, güneşe tırmananlara gıptayla baktık. Pastel boyalarımızla zımpara kağıtlarına resimler işlerken, pek neşeli boyaların boylarını parmaklarımızda eskittik. Saadetimizi bastıran sükutun nereden geldiğini sezemedik. Hapazladığımız mutluluğun aslına hiç erişemedik. Sabahları ve bazen akşamları saatleri daha kolay zaptedebilmek için içimize akıttığımız kahvelerin telvelerinden inşa ettiğimiz hanelerimiz, hatırlardan ve hatıralardan mütevellit başımıza çöktü. Karıştığımıza, bir olduğumuza inandığımız yürekleri öyle bir ıslattık ki, çamaşır iplerine serdik onları kurusunlar diye. Dönüyor aman dünya, aman dönüyor alem diye diye yitirdik kendimizi. Zamanın ruhu genç bir kadının etamin işlemesi gibi işledi bir yazgımızı, müşterek kıyametimizi üzerimize. Nice canları kaybettik kemiksiz bayraklar...

taslaklarda kalmamalı

Çok şeyler yazmak isteyen bir şair bulanıklığı. Belki de çok şeyler çizmek istiyordu, kim bilir ? Ben bilemem. Bunu bilme ihtimalim, caddede kokusuyla yürüyen bir insanın parfümünü bulabilme ihtimalimle aynı. Ve yazar bir parfüm gibi dağıldı. Başlaması için hala çok geç değil. Çok uzaklarda küçük bir kuşken de başlayabilirdi. Amma ve lakin o zamanlar bilmiyordu bir kağıt kokusunun güzelliğini. Hakikaten, kağıtlar güzel kokar. Kalemler de. Onlar sevişirlerken, yazar tatmin olur. Bir yazar ender tatmin olur. Bir kadın belinin kıvrımından ziyade, silinen ufacık bir kelimeyle. Beyninde yerler kaplayan bir kelimeyle. Beyinde yerler kaplayan kelimeler.Ve ''dinliyor musun ?'' diye sorarlar usulca. Sen onlara, her defasında tanımadığın bir sese duyduğun ürpertiyi duyarsın. Kelimeler delicesine akıllıdırlar. Her defasında farklı sesler, farklı harfler. Ve virgülü nereye koyacağını bilemeyen bir beynin sorumluluğu. Ama hep aynıdırlar. Yazar düşünür bazen, ancak bir solucan kadar ...