Ana içeriğe atla

''Biz ölçülerimizle, ölçtüklerimizin kurbanıyız. '' Sevgilerimizle, sevdiklerimizin.

Nereden başlayacağını bilememeler, neler söyleyeceğini toparlayamamalar, ne hissettiğinden emin olamamalar, yalnız kalıp en iyisi bir kadeh şarap içmeler cumhuriyetine hoş geldiniz. Bugün sizin için değil, kim in için ne yapabiliriz ? Gizlenmek için, gizlice giydiğiniz görünmezlik pelerininizi atınız üstünüzden ki sizli bizli olmayalım. Sizli bizli devam edersek, sizden saçlarımı okşayarak yumuşatmanızı, beraber aynı rüyayı görmeyi, beraber yıldızları söndürüp güneşi uyandırmayı isteyemem çünkü. Siz görünmez olursanız ve ben varlığınızı hissedersem kandırılmış hissederim dahası, en kötüsü. Böyle devam edersek, gelişmiş ülkelerle girdiğimiz bir savaşın en vahşetli anında, sizi kolunuzdan sertçe çekerek sığınaklara götüremem. Ben sizi sığınaklara götüremezsem de siz  acımasız, piç bir kralın kılıcıyla parçaladığı beyaz güvercinler gibi, -beyaz tüyleriniz olmadığı için yeteri kadar ürpertici olmasa da görüntü- darmadağın olursunuz. Ben sizi sığınaklara götürebilirim çünkü ben soğuk kanlıyım. Siz uyurken yastığınızın üzerine, kulağınızın içini keşfetmeye çıkmış siyah bir örümcek gelirse onu başınızdan def edebilirim. Ellerinizden tutup, gözlerinizin içine bakarken ve siz beni sevmiyorken size ''sana aşığım'' diyebilirim. Çünkü ben soğuk kanlıyım. Bunların yanında, sizi közlenmiş kırmızı biberlerin lordu, Antalya'nın tahinli piyazının prensi, kabak tatlısının kralı ilan edebilirim. Kalbimde bir savaş çadırı kurmanıza izin veririm. Hem düşmanlara daha yakın. Çadırın içine bir mat bile gerekmez, kalbimin zemini oldukça yumuşak. Gerçek bir 'gönül' rahatlığıyla uyuyabilirsiniz orda. Ne kadar güzeldir mesela, kuşlar kediler kırmızı böcekler kadar, bir insanın sizi karşılıksız sevmesi. Ben size bunu sunabilirim. Bazı insanlar, bazı insanların gözünde öyle parlar ki; dalgalar gelir gider gelir gider kıyıya hani... Her geliş gidişte kumların üzerinden öyle bir çekilir ki dalgalar, çekilirken öyle bir yanıp söndürürler ki kum tanelerini ki; zannedersiniz uzayda gözleriniz kamaşıyor parlaklıktan ve ışıktan. Bende öyle bir parladınız siz. Elinde olmuyor işte, sen koskoca sen cumhuriyetinin hükümdarı ol; görünmezlik pelerini takmış, ne idüğü belirsiz bir adam gelsin senin yıldızların, ayın olsun. Böyle katliam görülmemiştir, böyle acı görülmemiştir, böyle hainlik görülmemiştir ama görülecektir. Katliamlar arkalarından muhakkak şiirleri ve şarkıları getirir. Söndürsün, dindirsin insanları diye.
Ben daha sönmedim, siz daha dönmediniz, yağmur daha dinmedi, şarkılar şiirler henüz yazılmadı. Ah, dahası gerçek bir acı yaşanmadı.
Demem o ki, yaşatmayınız bayım. Evet biliyorum, kaçtığınız, gizlendiğiniz şeylerden mütevellit korkuyorsunuz. Ama korkmayın, ben sizi közlenmiş biberlerin lordu ilan ettim ! Hem biliyorsunuz, ben soğuk kanlıyım.
Örümceklerden bile koruyabilirim sizi, dünyaya mor bir gezegen çarpacak olsa onu durdurabilirim.
Size kendimi sevdirebilirim.
Çünkü.


Kourosh Yaghmaei - Gole Yakh


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

allah hacı miski kokuyor

bir taraftan baharlar bahçeler küstüm çiçekleri açıyor yüreğimde diğer yandan henüz ak düşmeyen başımla en güzel resimleri, en güzel tabloları, en güzel gri çerçeveli tabloları paramparça ediyorum parçaladıklarımın öcünü almak için kendimden bir resim yapacağım, denizin yarısı esmerşeker olacak bulutlar kepekli ekmek içlerinden bulutların yanına kocaman ergenliğe yeni girmiş bir kadın kedi oldukça kızgın ekmek içinden yapılmış  bulutları yemeyi seven ve güneşe özdeş renkdaş sırdaş kedi tüylerinden yağmurlar bir nevi güneşin yağmuru kuş gibi yağmurlar kuş gibi insanlar hem gagalı hem kanatlı gagası olan bir romeo, kanatları olan bir jülyet bir el uzanacak kuş gibi aşıklara namus borcum olan resmimde bir el uzanacak rabbinin olan, kınalı bir el onlara o el aşıkların saçlarını bir edecek o el aşıkların saçlarından bir yılan yaratacak ve aşıkları bu yılanla öldürecek esmerşekerlerde boğdurarak kedi tüylerini yutturarak ne güzeldir yağmur altında dans etmek dedirttir...

Kreuzberg´den gece notları

  “Their flat would rarely be tidy, but its very untidiness would be its greatest charm. They would hardly bother themselves with it: they would live in it. The comfort of their surroundings would seem to them to be an established fact, a datum, a state of their nature. Their attention would be elsewhere: on the book they would open, on the text they would draft, on the record they would listen to, on their dialogue engaged afresh each day. They would work for a long while. Then they would dine, or go out for dinner; they would see old friends; they would walk together. Sometimes it would seem to them that a whole life would be led harmoniously between these book-lined walls, amongst these objects so perfectly domesticated that they would have ended up believing these bright, soft, simple and beautiful things had only ever been made for their sole use. But they wouldn't feel enslaved by them: on some days, they would go off on a chance adventure. No plan seemed impossible to them. ...

êdî bese lê dayê vaye ez diçim şoreşê

'' Ve tarih, onlarla bizim kavgamızın sürüp duran hadisatından ibarettir. '' Son’baharın evveli. Başına sarı-yeşil-kırmızı oyaların döküldüğü bilmem kaç yüzyıllık, ütüsüz bir ana yüreği uzakta bir köyde, Kürdistan toprağının solmuş çiçeklerini göğsüne bastırıyor. Elleri kolları bağlı ve hep yalnız bir halkın yüreği çökeldi kaldı Kürdistan yöresine. Sesler içli, sesler yakar yüreği olanı, sesler kısılıyor, kısılıyor, bitiyor. İçine göç eder toprağın da, son kurşununu göğe sıkar bir hava. O kurşun ki muktedirlere.   Bir avucuna kara toprak, öbür eşine –burada kısalır hayat yolu- bir yeşildir ki doldur. Eylediğin isyan, bir Neşet, bir hoş Memed o vakıt. Devletlülere attığın taş bir iktidarın kahve falına kısmetsizlik deyi çıkar. Yazık ki şükür edilecek bir hal yok ortada, bir zehir yok içesin. Yok yok, zaten içmeyesin.      Silvan’a uç ey kuş, Silvan'a, Lice’ye. Kalekolların boş başları üzerinden gir Dersim’e. İstanbul’a Gazi’ye uç. Kapısını çal her ananın ! Her ...